Güzel Sözler

ŞAİR NABİ’DEN OĞLUNA NASİHAT (HAYRİYE)

 

Nâbî’nin Ogluna Verdigi Ögütler

Hayriye, şair Nâbî’nin aruz vezniyle yazdığı manzum bir öğüt kitabıdır Bir divan edebiyatı şairi olan Yusuf Nâbî, daha çok bu eseriyle tanınır Şair bu eserini oğlu Ebü’1-Hayr Mehmed Çelebi adına yazar ve muhatap da oğludur Kitap kendi dönemi için olduğu kadar günümüz için de şaşmaz ve değişmez dersler, öğütler ve nasihatlerle doludur Kitabın diğer önemli yönü de, devrinin iç yüzünü ve sosyal hayatını yansıtmasıyla da tarihî bir vesika oluşudur

Hayriye kaleme alındığı günden itibaren çok sevilmiş ve en çok okunan kitaplar arasına geçmiştir Nabi, bu eserinde hiçbir makam ve mevki ayrımı gözetmeden, nereden ve kimden gelirse gelsin kötülüklere hep karşı çıkmış ve insanlara devamlı bir ümit ve yaşama şevki vermiş, hayatı güzelleştirmeyi hedef edinmiştir

Hayriye’nin yazıldığı dönem (1700) Osmanlının inişe geçtiği yıllara rastlar Saraya Valide Sultanlar hâkim olmuştur Yeniçeri kazan kaldırıp isyan etmektedir Halk bu kargaşadan oldukça payını almaktadır Devlet idaresinde kaht-ı rical yaşanmaktadır, yetersiz kişiler idarede söz sahibidirler 18 yüzyılın başlarından itibaren devlet çarkı laçka olmuştur Sık sık padişahlar değişmekte, azledilmektedir Toplum düzeni gün geçtikçe bozulur olmuştur, bir önceki gün aranır hale gelmiştir Sosyal ve ekonomik hayattaki bozulmaları halk adetâ kanıksamış durumdadır Gün gelmiş, gece sokağa çıkmak bile bir cesaret halini almıştır Anadolu’da iç isyanlar başını almış gitmiştir Halk perişan ve çaresizdir Böylece Osmanlı içte ve dışta hayatî mücadele vermek zorunda bırakılmıştır

Bu menfi şartların yanında müsbet hizmetler, halkın refah ve huzuruna yönelik gayretler olmuyor değildir İşte Nâbî gibi edib ve şairler; ilim ve hikmet ehli çeşitli şekillerde bozuklukların önüne geçme çabası içindedirler Hayriye bu hayırlı teşebbüslerden sadece birisidir ve o günün yaralanmış Osmanlı toplumu için bir ilâç hükmünü almıştır Kitap elden ele, dilden dile dolaşmış ve âdeta içilerek okunur hale gelmiştir

Günümüz şartları ve gidişatı gözününe getirilirse, tarihin tekerrür ettiğini göreceğiz Üç asır önceki Osmanlı toplumu ile günümüz Cumhuriyet toplumu aynı dertlerle muztarip ve aynı tedavi şekillerine muhtaç haldedir Hayriye’den yaptığımız seçmeler bu çerçevede gözden geçirilirse herkes kendi derdine derman bulacaktır

Metin ve tercümesi ile birlikte 1647 beyit, 34 bölüm ve 223 sayfadan meydana gelen Hayriye’nin daha çok günümüze ışık tutan bölümlerini ve beyitlerinden seçmeler yaptık Kitapta beyitler sayfanın üst kısmında, tercüme ise çizginin altında numaralanmış şekilde yer almaktadır Biz numaraları vermedik Sadece tercümesi yapılan ve numaralandırılan her beyti birer paragraf halinde sunmaya çalıştık Bu arada okuyucuya kolaylık sağlaması için de yazarın kendi bölüm başlıklarından ziyade ara başlıklar çıkararak kısa, ara bölümler halinde vermeye çalıştık

 

Öğütlerin yazılış sebebi

Ey isteklerimin sevinç artıran çerağı! Ey Aziz ve Celil olan Allah’ın bağışı oğul!

Bendeki özelliklerin ve şahsî erdemlerin hepsi sende aynıyla mevcut

Sende methedilecek ahlâk çoktur ve çok şükür, ben de o bakımdan zararda değilim

Bunlardan biri, güzel yaratılışının kokusudur Edebe dair alametler ise sende yaratılıştan mevcut

Lâkin babanın bu söyledikleri de evladına fazladan bir tesirde bulunsun

Kulaklarına bir küpe olsun diye ve sana akıllıca bir sermaye olması için

Ey babasının canı! İstediğim, bunların her zaman kulağında küpe olmasıdır

Dilerim ki bunu, canından da nazik tutasın ve bir an bile yanından ayırmayasın, aklından çıkarmayasın!

Bunun feyzi mahşer gününe dek yürürlükte olsun ve hem seni, hem de başkalarını kuşatsın

Bu nimetten sen de yiyip istifade edesin ve “babamın yadigârıdır” diye anasın

Böylece sen ölünce lütfunla ruhumu şad edesin ve bir dua ile beni daima hatırlayasın

İşlediklerinin daima sonunu düşün ve böylece din evin onarılmış olsun

 

İslâmın beş temeli

İslâm yapısının beş temeli hikmet ölçüsüyle yükseldi

Bu binanın içinde olan kişi rahattır Dışı ise fenalıkların ayakları altında kalmıştır

Bilhassa seher vaktinde hiç yatma, uyanık ol O vakitte kendini tevbe seccadesine vakfet

O saatte Allah huzurunda el bağlayıp hatalarından dolayı göz yaşı dökmek ne saadettir

Secde için alnını yere koy da yeryüzünde gerçek saltanat ne imiş bir gör

Eğer İslâmın değerini gerçekten anlayabilseydin, namazı kılmak için bir an bile gecikmezdin

Gerçi senin yaşındaki çocuklar bunu anlayamaz, ama yine de sana bu sırrı açıklayayım

Çalış ve gayret göster ki git gide bunun hikmetini anlayacaksın

Ey parlak ay gibi olan oğul! Eğer namaz kılacak olursan elif gibi düzgün durmalısın

Rükûya vardığında da dal harfi ortaya çıkar Bu söz Peygamber simdir, bilesin!

Ey harikulade ruh oğul! İnsan olup bunu anlayabilirsen, secdeye kapandığında da mim harfinin daire şekli görünür

Anla ki “Namaz kılmayan kişi, hiç âdem olur mu?” sözündeki sırlar sana açılır

 

Oruç bir rahmet sofrasıdır

Ey babalık bağının seçkin meyvesi! Ey hayat denizindeki sadefin incisi oğul!

Hasta olmadıktan ve vücudun halsiz kalmadıktan sonra Ramazan orucunu sakın geçirme

Oruç, Allah’ın kullarına bir lütfudur Orucun mükâfatını bizzat Allah verir

Oruç bir rahmet sofrasıdır Oruçlu için ise nurdan bir elbisedir

Oruç gizli tutulan gizli bir ibadettir Onun için asla oruca riya giremez

Oruç, Allah’ın ezelî kudret ve kuvvetine mensup temiz bir gizliliktir Oruç melekiyet sıfatına bürünmektir

Oruç, Cennet nimetlerinin yol göstericisidir Böylece oruçta yeme içmeyi terketmek bir rahmet sebebi olur

Ta gecenin karanlığı uzadığı bir vakitte güneşin parlak yüzük taşı, senin ağzına mühür vurur, yeme içme kesilir

Artık kendi nurun parlamaya başlar ve kötü amellerin gece karanlığına gömülür, affedilir

O ne saadettir ki dudağın kapalı olduğu için, yeme-içme olmadığı için bütün beyhude işlerden uzaklaşmışsındır

 

Kabe yoluna git

Ey can güllüğünün taze yetişmiş gülü! Ey bilgi ve anlayış dimağını kokularla donatan oğul!

Yola çıkacaksan mutlaka Kabe yoluna git Gayesiz boşuna yapılmış bir yolculuk cehennem ateşine götürür

Hacer-i Esved, Allah’ın sevgili kullarının, öperek şifa buldukları bir taştır

Günahlardan minnetsizce yıkanıp temizlenmek için Altın Oluktan rahmet dökülür

Zemzem suyu ferahlık verici bir ilaç gibidir Ondan içen suçlu kullara şifa verir, günahlarından arınmalarını sağlar

“Lebbeyk” sadalarını çıkaran nefesler göklere doğru uydular gibi yükselir, giderler

Bu ne ikbal, bu ne saadet ve ne mertebedir ki Allah’ın evini tavaf edersin

Arefe günü, yarlığayıcı Allah’ın, insanları hesap için topladığı kıyamet gününden bir örnektir

Arafat’ın o berraklığı ve ter temizliği, satır satır günahların affı için berat yazmaktadır

Orada günahtan kararmış defterler yıkanmış, paklanmış ve orada günaha esir olanlar azat olunmuştur

İhramlar içindeki hacıların oluşturdukları gümüş halkanın üstünde Rahmet dağı bir yüzük taşı gibi durur

Ey oğulcuğum! Eğer sen Kabe’nin etrafını tavaf eden bir pergel olursan, bir gün elbet kazanç noktası sana kendini gösterecektir, karşılığını kıyamette alırsın

 

Malını muhtaçlardan esirgeme

Ey sadefin kulak süsleyen incisi! Ey şeref hanedanının hayırlı halefi oğul!

Üzerinde zekâta ait olan bir tanecik bile bırakma Zekâtını ver ki malın bereketi ve hayrı olsun

Zekâta ayrılan o mal Hazret-i Allah’ın hakkıdır, sen de edasını ihmal etme

Zekât, fakirlerin hakkıdır Ondan elini çekme, vermemezlik yapma ki temiz olan malını kirletmeyesin

Zekâtını verdikçe Allah’ın emri üzerinesin ve Allah senin o malının birine on verir

Malının zekâtını vermezsen bereketi kalmaz ve o nimet sende fazla durmaz

Malın telef olması, zekâtını vermemektendir Ayrıca zekâtı vermemek bazı musibetlere de hedef olur

Dine uyularak verilen zekât, malın tohumudur ve zekât olarak verilen mal, bu tohum, Allah katında kabul toprağına ekilmiş olur

Serpilmiş tohum yerden fazlasıyla biter ki, bu da iki âlemde sana yeterlidir

Fakirliği ve zenginliği yaratan Allah, zekâtı da fakirlere tahsis etmiş

Her şeye kadir olan Allah’ın seni zengin yaratırken onu da fakir etmesinin elbette bir hikmeti vardır

Fakirlerin hakkını kesme Senesi geldikçe zekâtını ver

Ayrıca sadaka vererek de zekâtını tamamla Bir mal için zekât kök, sadaka ise dalbudaktır

Sadakadan elde edilecek sevabın sınırı yoktur Nitekim bunu kuvvetlendiren bir çok da ayetler vardır

Fakirler zenginlerin aynasıdır Nitekim her şey zıddı ile vardır

Eğer Allah’ın takdiri, seni onun yerine fakir yaratsaydı, bunu değiştirmeye gücün yeter miydi?

Fakirlik olmayınca zenginliğin güzelliği ve çekiciliği kalmaz İşte Allah bunu böyle yaratmış

Nimetin şükrüne sebep fakirliktir Devlet ve ikbalin güzel oluşuna süs yine fakirliktir

Bu fani dünyada fakirler olmasa acaba sen zekâtını kime verirdin?

Fakir, zekâtı almaktan kaçınırsa üzül, alırsa da memnun ol, sevin

Zekât, senin ikbaline ve varlığına bir vesiledir Bunu da Allah tarafından sana verilmiş bir nimet ve lütuf kabul et

Allah’ın verdiği nimete şükretmesini bil ki ekmeğin ve suyun ziyadeleşsin

Fukaraya merhamet nazarıyla bak Sertlikle konuşma, cömertlik et

Malını muhtaçlardan esirgeme Allah’ın sana verdiği nimetten açlara ve yoksullara yedir

Kapını, fakirlerin boş dönmeyecekleri bir hale getir ve mümkün olduğu kadar ihsanda bulun

Acıkmışı doyurmak, her gün nafile oruç tutmaktan hayırlıdır

Senin elinden bir açın doyması, nice camiyi tamir ettirmenden yeğdir

Bir susuza su vermen, her yıl Kabe’yi ziyaret etmenden daha hayırlıdır

Senin yüzünden ihtiyaç sahiplerinin sevinmesi ne büyük saadet, ne büyük yücelik, ne büyük devlettir

O geçim malı ne kutludur ki, fakirler onunla ihtiyaçlarını karşılarlar

Ve o mal sahibi ne saâdetlidir ki bin yere azık gönderir

Bir fakire yardımı dokunan kişi gerçekten dine layık kişidir ve o kişinin hayrı başkalarına da geçer

Sakın fukaraya tiksinti ile bakma ve asla ihsanda bulunmaktan kaçınma

İhsanda bulunarak çocukları sevindir Gönüllerini alarak kalplerini mamur et

Hele hele yetimlerin ve kimsesizlerin yaralı gönüllerine merhem olursa

Eğer gidişatını düzelttiysen ve Allah da sana malca nimet ve zenginlik verdiyse nimete nankörlük semtine sakın ayak basma ve hem fiil, hem de söz ile şükrünü eda et

Gerçi şükür kelimesi herkesçe bilinir, herkes şükreder, ama sen yine de can u gönülden şükret

Hem gizli gizli ve çok çok şükret; hem de aynı şekilde ihtiyaç sahiplerine ihsanda bulun

Allah’ın kullarını aç, elbiseye, ekmeğe ve yiyeceğe muhtaç görünce ihsan kapısını sakın kapatma ve sana hacetini bildireni sakın geri çevirme

 

Misafire ikram et

Evine gelen misafir kim olursa olsun elinde bulunan her şeyle sofranı donat

Misafire kıymeti ölçüsünde tazim göster ve misafirliğin şanına yakışır ikramda bulun

Misafir kaba saba bir kişi bile olsa sabır göster ve bir tatlı dil ile hatırını yap

Misafirin gözünü hasret çektiği şeyden perdeleme ve isteğinin imkânı varsa onu ondan esirgeme

Misafirin gönlünü boş kuruntulardan kurtar İsteğinin yerine getirilmesi için imkânlarının hepsini kullan

Misafirin arzusunu yerine getirmek elinde değilse o garibi küstürmeden geri çevirmeye çalış

 

Yaptığın hayrı başa kakma

Fakirlere lütuf ve ihsanda bulunduğunda riyakâr davranmamak da ayrıca teşekküre değer

Eğer fukaraya ihsanda bulunursan bunu gizli yap ve yardım ettiğini yalnızca Allah Teâla bilsin

Yaptığın hayrı sakın başa kakarak boşa giderme, Karşındakinin utanmasına meydan verme ve ancak kendin utan

Nice insanlar yardım istemekten utanırlar Senin vazifen bu durumda olanları arayıp bulmaktır

Nice ikbali ile aşağılık olmuş kişiler vardır ki bunlar kendi felaketlerinin ayakları altına düşmüşlerdir

Öyleleri de vardır ki fakirlik köşesinde ayaklar altında kalmıştır da bir şey isteyip dilenemez

İşte böyle kişiler için sen bir çare ulaştıran ol, ki bu hareket altın tavan yapmakta daha iyidir

Bu işlerdeki inceliği anla ki aslında yaptığın hayır senin kendinedir

Eğer yardımında karşındakini incitirsen yahut riya için yaparsan, bunun hayrı ne sana, ne de ona fayda etmez ve kaybolup gider

Kimsesizlere yardım dağıtmak; zenginleri davet etmekten elbette çok daha üstündür

Oysa o zenginler hem yer içerler; hem de seni çekiştirirler ve bir noksanın varsa onu anlatırlar

 

İlimlerle kendini donat

Ey edeb çimenliğini süsleyen fidan; ey babasının gönlüne ve gözüne nur bağışlayan oğul!

Gece gündüz şerefli mukaddes, ilimlere çalış ve hayvan gibi cahil kalma da ilim öğrenen ol

İlim Allah’ın sıfatlarındandır ve dolayısıyla tüm sıfatların en yücesi ilim sıfatıdır, ilim her şeyin üstündedir

İlim öğrenmeye çalış ve bilgililerin bilgisi ol Resûl-i Ekrem efendimiz ilim öğrenmenin farz olduğunu söyledi

Yine o ilim sahibi Peygamber dedi ki “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz!”

Nur diyarının sultanı ilim hakkında “Rabbi zidnî” (Rabbim, ilmimi artır) isteğine memur oldu

Öyle bir ilim şehrini arayıp bul ki kapısı Peygamber’in (asm) damadı Ali olsun

Varlığın yüzünün süsleyicisi ilimdir Var ile yoku bilme yolu, yine ilimdir

İlim ilâhî bir sofradır İlim Allah’tan insanlara bir bağış, bir bahşiştir

Değer ve yücelik rabıtası ilimdir Gönül berraklığı ve ağırbaşlılığın sebebi ilimdir

İlim, büyüklük ve mertebenin güvenliği ve koruyucusu; ilim, doğruluğun ve talihin kopmayan bağı

İlim, sahili olmayan bir denizdir ki onun içinde âlim geçinenler gerçekte cahildir

Allah, cahillik için “ölüm”, ilim için “hayat”tır dedi Sen de sakın ölü gurubuyla aynı durumda olma

Cahillik ile ebedî hayattan mahrum olma ve iyi ile kötüyü ilim vasıtasıyla birbirinden ayır

Çeşitli ilimler ile kendini donat, zihnini doldur Belki bir gün ona ihtiyacın olur da kullanman gerekir

Bir şeyi bilmek, sorulduğu zaman “Ben onu bilmiyorum” demekten daha güzel değil mi?

Peygamber efendimizin (asm) insanlara telkini “İlim Çin’de de olsa gidip alınız” hadîsidir

 

İlmi ehlinden öğren

Bir şeyi ehlinden öğren ve bunu yaparken utanma Çünkü her şeyin âlimliği, cahilliğinden daha iyidir

Bir şeyden habersiz olan câhil nerde; her şeyi bilen nerde! Hiç gören ile âmâ bir olur mu?

Ne kadar ululuk ve maddi üstünlük bulsa da câhile mevki ile yücelik gelmez

Cehalet insana bir belâ zindanıdır ki içine düşenler ondan kurtuluşun yüzünü görmez

İlim, varlığın; cahillik ise yokluğun kaynağıdır Hiç var ile yok beraber olabilir mi?

İlimle uğraşmak kadar yüce bir iş olmadı İlimden de hiç kimse elem görmedi

Yaratıcı olan Allah’ın sıfatlarına sınır olmadığı gibi ilmin şerefine de bir son yoktur

Sakın ilmin dış kabuğunda kalma Mânâların özüne ulaşmaya bak

İlmin dış kabuğunda kalmak, kuşun tek kanatla uçmaya kalkması gibidir Onun için sen de ilmin dışında kalmayıp içine doğru yönel

Nitekim yürünüp geçilen yer, evin dışıdır Oturulup durulacak yer ise o evin içindeki halvettir

Hiç denizin sahilinde inci olur mu? Cevher istiyorsan elbette derinine dalman lâzım

 

Dilinde ve gönlünde Allah olsun

Ey varlık ve vücud mecmuasının seçkin nüshası, ey sıfat aynasının süslü ve yakışıklı resmi oğul!

Bu öğüdümü kulağına asılı bir küpe eyle: “Sakın kimseye fazilet satmaya kalkma!”

İnsanı hakikate yaklaştıran, Allah yolunda yüce mertebelere ulaşan kişilerin temiz nefesleri, sözleridir

Eğer devrinde mürşid-i kâmil bulunmazsa, sana Kur’an bir mürşid olarak yeter

Arif ol, sakın ham sofu olma; gayret göster de yakın sırrına, Allah ilmine erenlerden ol

Allah seni Kendisini bilmen için ve Ona candan kulluk etmen için yarattı

Asıl lâzım olan dünya denilen bu evin sahibidir (Allah’tır) Cahiller ise sahibi yerine evini isterler

Evin sahibi senin olasıya kadar gece gündüz çalış ve bunun için pervane ol

Dilindeki ve gönlündeki daima Allah olsun Uğruna can verdiğin yer, yine Allah’ın yüce dergâhı olsun

Cennet ümidi ve Cehennem korkusu ile çalışma Ey gerçeği gören kişi! Cennet ve Cehennemin asıl sahibini isteyip bul

Kendini ara, bul! Sen kimsin? Kim olduğunu idrak et ki iki âlem sana apaçık görünsün

Âmâ o kişidir ki hakikat kapıları kapandığı zaman varlıkları hakikatleriyle göremez

Peygamberlerin övüncü Hazret-i Peygamber (asm) bile, hakikatler kendisine açılsın diye duada bulunurdu

 

Her gördüğüne istek duyma

Kimseye ihtiyacını arz etme de, minnet yükü altında eğrilme

İsteğin için ağzını sakın açma; dilenme sözleriyle dudağını bulaştırma

Sana ayrılmış olan rızık elbette seni bulur Öyleyse açgözlülükten ele geçen yalnızca yüzsuyu dökmektir

Sana takdir olunmamış rızık ele geçmez; sana ayrılmış olan da asla başkasına gitmez

Kıymetini bilip harcamayan için yüzsuyu, bengisudur ki Nil ve Fırat nehirleri onun bir damlasına bile susamışlardır

Kıymetini yücelt, bayağı olma Her gördüğüne istek duyma!

Kimin elinde ne var ki isteyesin Onu yahut bunu “bana ver!” diyesin

O kul da Allah’ın ihsanına muhtaçtır ve Allah’ın bağışına bağlanıp kalmıştır

O acizin lütfedecek hali mi var, yahut sana bağışlayacak malı mı var?

Allah, lütfunu herkese karşılık beklemeden verir Kulun mülkiyeti ise arada yalnızca bir vasıtadır

Gerçi sebebi terkedip bağışta bulunmamak sevap değildir, ama sebep, müsebbibsiz hiçbir işe yaramaz

Sana rızık olarak verilen şeyin seni bulması için birinden istemeye ihtiyacın olduğunu sanma Başkasından isteyip de boş yere mihnet ve sıkıntı çekme

Allah’ın sana bahşedeceğine güven ki rızkın, sana kavuşmak için senin ona olan aşkından daha büyük âşıktır; sen ona yürürken o sana doğru koşar

Allah’ın verdiği ile yetinip evciğinin köşesinde rahat yaşamak hoştur

Hakkın ve ruhsatın olmadan bir mala el uzatma Halini bilecek olan, senden daha büyük ve bilgili olan Allah’tır

 

Rızkına kanaat et

Rızkı veren Allah’ın sana ayırdığına gönlünü bağla, razı ol ve her ne verdiyse ona kanaat et

Rızkı hikmetle veren Allah, senin halini bilir ve rızkını, ihtiyacın olduğu anda gönderir

Senin rızkın sadece herhangi bir mal dolayısıyla değildir Rezzâk olan Allah, başka sebeplerle de sana rızık ulaştırır

Para, yenilen şey değil, sadece rızkını sağlamada bir vasıtadır Sonuçta yenilecek şey, yine Allah’ın yarattığı nimettir

Eğer altını ve gümüşü harman etsen; ekmek, pirinç ve yağın yerini tutmaz, altın ve gümüşü dişlerimizle yiyemeyiz

Fakirlik seni hiç korkutmasın ki, nimetin sahibi olan Allah, hiç kulunu aç bırakır mı?

Minnet ile olan nimeti yeme, hatta kokusunda minnet olan gülü bile koklama

Ey babasının canı! Eğer sana birisi birşey verirse sakın alma, doygun ol

Gözünü ve gönlünü zengin tut Lütfen açgözlü ve aşağılık olma

Ancak sana ikram eden gerçekten sadık dostun olursa ve külfetsiz karşılıksız ikramda bulunursa kabul et

Sen de o dostuna karşılık ver ve onu ikram ile mükâfatlandır

Vefa elini vadeye açık tut Kime bir vaadde bulunursan yerine getir

Zimmetinde bulunana ve himmete vade vermeyi borç bil Vadettiğinden geri dönmeyi kişiliğine kusur say

 

Söylediğin az, manası çok olsun

Dostunu bir latifeye feda etme ki, tuz ekmek hakkını ara yerden kaldırıp atmış olmayasın

Bunlar samimi dostlar için nefret sahibi olur Sonunda mutlaka bir kötülüğe sebep olur

Latifenin bile —ki zarif ve nükteli olursa güzeldir— bir tarafı yanar ateş gibidir

Hele hele dostların kalbine saplanan bir söz okuna, yergi ve alaya latife demek bile olmaz

Kasten yapılmış keskin başlı kırıcı bir latife, dostlarını ağzına kadar dolu bir çekişme içine sürükler

Zarif kişilerin latife dedikleri şey, yerinde söylenmiş cilveli güzel sözdür

Söylediğin az, mânâsı çok olsun ve asla kimsenin gönlünü incitmesin

Söylediğin söz, gönül bağından yeni koparılmış bir gül olmalı, onu duyan da içindeki mânâ ile bülbül olmalı

O söz, gül kokusu gibi gönülleri açmalı ve gönüllerden kinleri gidermeli

Gönüllere vuslat müjdesi gibi olmalı, onu işiten rağbet ile şevke gelmeli

Böyle olursa latife ne güzel Eğer böyle olmazsa onu terketmeyi amelin hayırlısı say

Kimseyi kötüleyip dedikodusunu yapma Bunu yapmak akıllı kişiler için bir ayıptır

Dedikoduculuk ve başkasını kötülemenin lüzumu ve lezzeti yok Üstelik günahı, diğer suçlardan da fazla

Bunları yaparsan dostların senden emin olamazlar ve adın anıldıkça senden nefret ederler

Dedikodu ve başkasını kötülemek, onu yapan kişiyi de kötü andırır Zaten bu tip kişilerin nasibi de yoktur

Allah seni bu tür işlerden koruya Temiz kalpli ve rahat canlı olasın ey oğul!

 

Herkesle iyi geçin

Ey yol ve yordamın üstün vasıflarının bakış dikicisi, ey red ve kabulün manzarasına bakan oğul!

Komşularına eğri bakışla bakma! Mahrum ve düşkünlere iltifatta bulun!

Konu komşuyla iyi geçinerek onların hakkını gözet! Kimse senden incinmesin!

Tek başına bir lokmaya ağız açma, yediklerinden onları da faydalandır

Sana ihtiyaçları oldukça onlara yardım et, civarını düşkünlerin sığınacakları bir yer haline getir

Kimseye kin ve düşmanlık gütme İyi geçinmeyi terk etmeyi de âdet edinme

Öfke, hiddet ve kin gösterme! Kimseye alnını kırıştırarak bakma!

Herkesle iyi geçin! Cimri de olsa herkes ile gönlün hoş olsun!

Dostlanrının haricinde bir kimse de olsa onları incitme! Hoyrat teklif ile kalplerim kırma!

Kimse senin suratından muzdarip olmasın! Bütün dünya iyi huyunun esiri olsun!

Kimseyi eziyet ile incitme! Hatta sana eziyet etse bile onu azarlama! Dostlarına yar ol, yük olma! Kötü huy ile kalplerini kırma!

Eziyet ile kimsenin canını sıkma, gönüllerini yapmaya çalış, sakın yıkma!

Sakın kimseye karşı iddiacılıkla direnme! Böylece inatçılardan Settâr (ayıpları örtücü olan Allah) seni saklar!

Bir başkası için vâsi, kefil ve vekil olup haksızlık yüzünden dünya ve ahirette zelil olma!

Mahkeme salonuna hiç yolun düşmesin Sakın başını kuru kavgaya bulaştırma!

İnsanlarla kavga ve çekişme halinde olanın eline rahatsızlık ve sıkıntıdan başka birşey girmez!

Kimse ile inatlaşma ve kimseye ayak direme ki bunlar, düşmanlık ateşini tutuşturur!

Kötü iş için adımını atma ve bir elin daima hayırda olsun!

Padişahın (idarecinin) kapısına şikâyet dolayısıyla varma, sana kötülükte bulunanı Allah’a havale eyle!

Elin göğsünde bekle ve derviş tavrında ol! Böylece gam yemez ve dertsiz tasasız olursun!

 

Huyca zengin ol

Ey hayat denizinin en birinci incisi; ey güzel vasıfların seçkin örneği oğul!

Mahrum olduğun iyi huyları bir say hele! Sonra da mülayim gönüllü ve derviş yaratılışı ol!

Huyca zengin, alışkanlıkça alçakgönüllü ol da böylece kurtuluş gülistanına kök sal!

Çatık kaş ve karışık alın, suratını buruşturmak, iyi ahlâka hiç de uygun düşmez

Ahlâkça iyi yaratılışlı ve meşrebce geniş olmak, kalp aynasına parlaklık verir

Güleryüzlülük rahmet alametidir Suratı ekşitme ise nefrete sebep olur

Kötü huy, kötü alışkanlık ve kötü meşreb, sahibini, ebedî olarak istenmeyen kişi yapar Başkaları ondan kaçarlar

Her kimin ki işi büyüklenme olsa, gidişatı ve hareketleri başkaları tarafından hazmedilmez

Gururlu olmak şeytanın sıfatıdır Gururlu kişi tıpkı şeytan gibi Allah katında kovulur

Büyüklenen kişilerle oturup konuşma Bu tip kişilerden daima kaçın

Eğer onlarla bir arada bulunmak kaçınılmaz olursa, artık çaresiz sen ona karşı tevazu göster

Gerçi akıllı kişiler şeker gibi tatlı bir söz söyleyip “Sana karşı kibirli olana sen de kibirli ol” dediler

Lakin yine de onun bir ucu kavga ve kötülüğe çıkar Onun için sen yine de onu tevazu ile savuştur

Kibir ve gurur insanın yaratılışında mevcuttur Bunlar müzmin bir hastalık ve bir nasır yarasıdır

Bu vadiye düşen kişi iflah olmaz Onun kötü hastalıkları düzeltilmez

Sakın mertebe ve makam sarhoşu olma; Allah’tan gelen kötü şeylere de karşı durmaya çalışma

 

Kimseye büyüklük taslama

Büyüklük ve ululuk, Allah’a aittir, kullarda bu sıfatlar bulunmamalı

Yaptığın her şey kullara yakışır şekilde olsun Allah’ı gücendirecek bir şeye sakın elini uzatma

Sende kibir ve gurur göründüğü zaman Allah, boyunu ikiye büker, sırtını yere getirir

Tutalım ki merteben dokuzuncu kat göğe çıkmış olsun, sonuçta yine de Allah’ın alelade bir kulusun

Sertlik ve kabalıkla halkı kapından kovma Kimseye el ve eteğini öptürme

Merteben ve yerin ne derece yüksek olursa olsun eteğini öpülmekten uzak tut

İnsan olarak sana düşen, yüzünü yere sürmendir Hele el-etek öptürmek de asla kula düşmez

Kendin için ayıp olan bir şeyi aklından bile geçirme, elinde olduğu müddetçe sakın başa geçme, idareci olma

Gerçekte devlet idareciliğinin davacısı çoktur, onun için o makamda senin kıymetini bilemezler diye korkarım

Sakın kimseye büyüklük ve kibir satma ki kimse de seni saymamazlık yapmasın

 

Edep insanın süsüdür

Halka yumuşaklık ve alçakgönüllülükle selâm ver, onlarla buluş ve sakın onlara, ayağa kalkma külfetini yükleme

Sana hürmet gösterilirse ne güzel; sana hürmet göstermeyen cahil ile de sakın takışma

Utanma duygusu ve edeb sende mevcut iken elbette bunlar senin saygınlığına sebeptir

Utanma duygusu iman nurunun süsüdür Utanmazlık ise dünya ve ahirette ne yaman şeydir

Yolu yordamı iyi huylulukla göz önünde bulundur da hayatının nasıl tazeleşiverdiğini gör

Edep insanın süsüdür Edepsiz ise şeytanın arkasından gidendir

Hazret-i Allah hâzır ve nazır, her yerde daima mevcud ve her şeyi görücü iken, sakın Ona karşı edebini terketme

Peygamberler sözüne uyup “Basit de olsa her kişinin yüzüne gül”

Peygamberler mesleğini kabul et ki Peygamberimiz böyle yapmakla emrolunmuştu

Böyle yapmazsan zaten rahat edemezsin Âlemin övüncü olan Peygamber dedi ki: “Hikmetin başı yüze gülmedir”

Sebepsiz yere insanlarla kavga etme ve aşağılıklara karşı yüze gülme siperini terketme!

Dünya mihnetinden emin olmak için böyle kişilerin yüzüne gülmekten daha sağlam bir kale olamaz

Rüzgâr gibi her yere girip çıkma, güneş gibi de her kapıyı dolaşma

 

Herkesi sırrına ortak etme

Ehli olmayan kişilere sırrını açma Âdilere, layık olmayanlara da meclise girmeleri için yol verme!

Herkesi sırlarına ortak edinme; sırrını pazarlarda satılan süs malı haline getirme, pazara düşürme

Herkesin sözünü sadakatle ve dostça söylenmiş sanma; lakin herkesi de iki yüzlü kabul etme

Kimsenin seni methetmesiyle gururlanma, nefsini kırmaktan, körletmekten da sakın geri kalma!

Yüzüne karşı yapılan övgü ve medih, elbette gösteriş pisliğine bulaşmıştır

Seni yüzüne karşı söz söyleyerek övüyorlarsa, o sözlerin uyuz hastalığından bir farkı yoktur

Bu kişiler senden ümidi kestikleri andan itibaren —bayram bile olsa— artık kapını çalmaz, yanına uğramazlar

 

Bir söyle, iki dinle

Ey oğul! Başkalarının evine davetsiz olarak gitme! Hatta her davet edildiğin yere değil, hürmet ehli olanların evine git

Vardığın meclis doğru yolda insanlarla dolu olmalıdır, fesat ve kötülük kumkuması olmamalıdır

Gerçi davete icabet etmek gerekir, ama davet, kötülük ve dedikodudan da emin olmalıdır

Öyle kötü meclisler sana bir oyalanma yeri olamaz, oralar senin namusuna leke düşürür

Mecliste sürekli susup durma; yeri geldikçe dil ol, yeri geldikçe kulak!

Sözünü mümkün olduğu kadar kısa tut ki, inci ve mercan gibi değerli olsun

Söz söylerken sana “söylediği az, mânâsı çok” hikmetinin mânâsı bir gidiş yolu olsun

İnsanlarda bir dil, iki kulak vardır Öyleyse sen de bir söyle, iki dinle

Gerçi çok konuşan hafiflik eder, boş konuşur; buna karşılık, dinlemeyi tercih eden ağır başlılık eder

Sözü ne kısa, ne de uzun söyle Sözün ne zaman söylenmesi gerektiğini iyi ayarla ve sözünde ne hafif ol, ne ağır

İrfan ve olgunluk metaını teraziye koyan bilgeler dedi ki: “Çok söz ancak Kur’an’a yaraşır”

Söylediğin sözü tekrarlama, bir şeyi iki defa söyleme

Tekrar edilecek söz ya zikir, yahut Allah’tan bağışlanmayı isteme sözü olmalıdır:

Zikir yaparken alenen dudaklarını kıpırdatma, zikir ve Allah’ı anış gizli gerektir

 

Kimsenin ayıbını yüzüne vurma

Riyakarlık meclisine aşağılık kişiler katılır, ondan elde edilen sonuç da fenalıkların yağmalanması olur

Kimseye sertlikle cevap verme, bilakis lütuf ve yücelikle hitap et

Kimsenin ayıbını yüzüne vurma; bir kişi ayıplı da olsa onun sözünü sonuna kadar dinle

Asla kimseyi cahillikle suçlayıp da Allah’ın yarattığı bir insanı ayıplandırma

Aman ha! Kimseyi ayıbıyla ayıplama! Böyle bir şeyin sonucu ebedî bir tasa olur

İlim cevherini sana bağışlayan Allah, sana ilmi; ona da cehaleti uygun bulmuş

Bu, Allah’ın hikmet rabıtasıdır, kudretin adilce verdiği kısmetidir

Bu söz dudaklarının bir süsü olsun: “Kimsenin ahım alma, halin yaman olur”

Cefa ve sitem işini terket Aman ha! Kerem et de kötü bir iş olan kalb kırıcılık yapma

Cancağızım! Hele ne yaparsan yap da, tek kalb kırıcı ve kesin dilli olma

Hatır yıkmak günahların en büyüklerindendir, hatta bütün günahların en kötüsüdür

Bunun yerine kalbleri kazanmaya, hatır yapmaya çalış da Allah’ın Arş’ını harap etme

Hiç Yüce Allah, mamur birer ev olan kalblerin harap olmalarına razı olur mu?

 

Kalbinde hileye yol verme

Ey söz meziyetlerinin sayfasını okuyan, ey olgunluk mektebinden dersler öğrenen oğul!

Boşboğazlığı ve ikilik çıkarmayı alışkanlık edinme ki bunlar bağlılık sarayını berbat ederler

Kalbinde hileye sakın yol verme Budala olabilirsin, saf olabilirsin, ama sakın pinti olma

Ah o hilekarlık ve düzenbazlık! Aman ne kadar da istenmeyen birer iştir Onları yapan kişiye kazandırdığı ise sadece ortalığı karıştırmaktır

Bunlar şeytanın işlerine yol gösterir, bu işin cezası da zindandır

Hile yaparak fitneler koparanlar, hayır için bir zerrecik bile ağızlarını açmazlar

Böyle kişiler diğer insanlar tarafından ayıplanmış olurlar Yaptıklarından ellerine geçen ise, hayır ve bereketten mahrum kalmaktır

Bu kişilerin kazandığı ve ele geçirdiği tek şey kötü şöhrettir Üstelik günleri de gam ve sıkıntı içinde geçer

Şu atasözü halk arasında meşhurdur ki: ‘”Hileci kişiler kolay kolay can veremezler”

Haksızlık, nifakçılık, sözünde durmama, dedikoduculuk, kötü düşüncelilik ve kötü ahlak Hepsi, cehennem ehlinin sıfatıdır ve imanlı kişiler için kötü hareketlerdir

O din serveri Peygamber (asm) dedi ki “Müslüman, halkın dilinden ve elinden emin olduğu kişidir”

Ey iyilik sahibi olan kişi! İmanlı kişilerin ırzı, malı ve kanı, insanlara Allah’ın birer emanetidir

 

Borçtan çok sakın

Ey babasının cam! Şu sözümü kulağına küpe et: “Borçtan çok sakın Borç insanı perişan eder, eğer kişi Eflatun kadar akıllı bile olsa, borç onu deliye döndürür”

Borç kültürlü insanları aptal eyler, hatta kişiyi, kahramanların en kahramanı bile olsa kadın gibi korkak eyler

Borçlu kişinin vücudu sıhhatli, ama içi hastadır Borçlu, alacaklısının karşısında da boynu bükük bir köledir

Borçlunun borç vadesinin gelmesi, ona canını teslim edeceği anın gelişi gibidir Borcunu veremediği için çarptırıldığı hapis cezası ise ölülerin mezarı sayılır

Hele alacaklısı da şer bir kişiyse, her gün kafasını düşünce ve kederlerle doldurur

Faiz geliri de sermayeye eklenince bu faiz yükü insanın belini büker

Alacaklısı faizi de dahil, borcun ödenmesini istediğinde “Kanun böyle emrediyor, ödeyeceksin” der ve yalancı şahitleri de yardıma çağırır Yani borcun faizini ödemekten aslını ödemeye fırsat kalmaz

Bu yolla borçluyu cefaya sürükler ve zavallı dertliyi bir de halka rezil eder

Ey gözümün nuru! Bu tür borçtan Allah Teâlâ seni korusun

Borçlanmamak için elbiseni ve çulunu satsan daha iyi Borçsuz olarak aç ve çıplak yatmak, borçlanmaktan iyidir

Rehinsiz ve kefilsiz sakın kimseye mal verme ki, sonra bu hususta anlaşmazlık çıkar

Halkta Allah korkusu azalmıştır, onun için, baltalama ve inkâr, hemen hazırdır

Bazı güçlü kişiler de vardır ki haklının hakkını vermemekte üstlerine yoktur Bu kişilerin yaptığı iş inkâr ile inkarlarını ispat için ettikleri yemindir

Sonra bu hengame giderek büyür ve senin hakkını sana vermez de hakimlere rüşvet olarak yedirir

 

Er kişi yalana tenezzül etmez

Ey cömertliğin son yüksek mertebesinin en güzel süsü, ey varlık okulunda edeb öğrenen oğul!

Yalan ve aslı olmayan şeyi sakın söyleme ki kendi söz sabahında parlaklık olsun

Er olan kişi, yalana tenezzül etmediği gibi yalanın kötü sonucuna da tahammül etmez

O kötü kişi ne utanmaz ve arlanmazdır ki, yalan ile ağzını pisletir

Yalanın —ki aslı olmayan bir sözdür— İslâm inancında gireceği bir kapı yoktur

Bütün işlerin bozukluğunun aslı, yalandır, Akıl sahibi kişiler onu yapmaz

Ancak gayesi, düşmanları ortadan kaldırmak olan yalanı söylemek kötü değildir

Yoksa her yalan söz, aykırılıkların özüdür; zaten böyle söz de boş lakırtıdan başka bir şey değildir

Yalan söyleyen bu tip kişilerle dostluk kurmaktan sakın ki onunla sohbet etmekten dolayı kişiye Cehennem ateşi isabet eder

Âlemlerin övüncü, Peygamberler sultanı Hz Muhammed (asm) dedi ki “Bir ağızdan yalan söz çıktığında O

taraflara kötü bir koku yayılır ve oralara melek inmez Yalanın söylendiği yer merkezinen 30 mil kadar bir daireye o pis kokudan dolayı melek uğramaz”

İnkarcının inkârı çok kuvvetli olmazsa, kendi sözünü yeminle kuvvetlendirmeye kalkma

Nice insanlar var ki yalan söyleyip aslı olmayan şeyler anlatarak övünürler

Sonra da yalanını tasdik ettirmek için yemini, sözün doğruluğu hususunda sıkıca bağlanmış bir kemer haline getirirler

Allah yolunda ilim yapmış uğurlu kişiler, can verirler, ama yine de Allah adı vererek yemin etmezler

Ancak bilgisiz cahiller, ahmaklar ve inatçılar, yemin ederek, sözlerini kuvvetlendirmeye çalışırlar

Nice dinsiz ve mezhepsizler görmüşüz ki her sözlerinde üç kere yemin ederler

Çok yemin edenler imanlı kişiler değildir Hatta üst üste ettikleri yeminler de yalancılıklarının şahididir

Bundan daha iğrenci, nice hırsız ve kötü kişilerin yalanları ile âdeta veli imiş gibi hareket etmeleridir

Bunlardan bir çoğu, güya kerametlerinin şöhretine parlaklık vermek için yalan rüyalar uydururlar

Aslı olmadığı halde takva ve doğruluk satanlar iki âlemde kurtuluş yüzü görmezler

 

Baharda gezintiye çık

Ey Allah’ın yarattıklarını temaşa eden oğul; ey akıllılık ticarethanesine dünyaya nazar eden oğul!

Gezip dolaşma mevsimi olan bahar ayları gelince gezintiye çık

Bazan yeşillikle dolu yerlerde dolaş ve Allah’ın rahmetle ortaya koyduğu esere bak

Allah’ın yaptıkları hakkında gözünü dört aç ve gör ki O, ölü toprağı, bahar mevsiminde yağmurlar ile tekrar diriltmiş

Yeşilliklerin, kırların kırmızısı, sarısı ve beyazı hep o yeşillikleri ortaya çıkaran Allah’a işarettir

Kırların taze fidanlarının salınışları, insanın gönlünde keder bırakmaz

Gül bahçesi taraflarından akan o tatlı sular, coşku kuşuna kanat ve telek yetiştirir bitirir

Dere kenarında yeşillikler ne güzeldir, yasemin renkli selvilerin cilveleri ne hoştur

Güzel sesli bülbülün nağmeleri, insana can bağışlar

İnsanlığın, nefsin çektiyse kuşların şakımalarını da dinle

 

Gece sabırla sabaha kavuşur

Ey ebedî yüceliğe doğru koşan; ey ümit geliniyle yüz-yüzelik süren oğul! İşlerinde acele etme, sabret Sabır kapı üzerinde duran, sıkıntılardan sonraki sevinç anahtarıdır

Sabır ile düşmanlar dost; yol kesiciler yol gösterici olur

Her işin düğümünü çözen sabırdır Karanlık gece bile sabreder de sabaha erişir

Sabûr Allah’ın isimlerinden biridir Sabır sonsuz hikmetlerden bir hikmettir

Hikmetler söylemede şekerler yiyenler “Sabır, sıkıntıdan sonra gelen sevincin anahtarıdır” dediler

Cennet ve Cehenneme hayret edenlerden olma da onların sahibi olan Allah’a karşı inleyici bir âşık ol

Seher vaktinde yatma da uyanık ol; o vakitte kendini af dileme seccadesine ada

 

Gaflet elinde oyuncak olma

Ey olgunluk denizinin incisinin soyundan gelen oğul! Şu söyleyeceğim inciler kulağına küpe olsun:

Asla oyuna rağbet etme ki gaflet elinde oyuncak olmayasın

Tavla ve satranca gönül bağlayıcı olma ki bunlar insana sıkıntı sermayesi olurlar

Gerçi onları bilmek bilmemekten iyidir, ama bunlarla uğraşmak da boşuna ve gereksizdir

Onlarla uğraşmak yerine insan gibi şöyle Allah’ın huzurunda işe yarayacak şeylerle meşgul ol

Kur’an okumak, zikredip salavat getirmek varken vaktini oyuna harcama

Allah’ın insanlara gerçek bir lütfü olan nefes hazinesi adi hevesler uğruna harcanırsa yazıklar olsun

İrfanın varsa anla ki, dostların, “Vakit nakittir” diye söyledikleri işte budur

En tatlı zamanların mayası, değersiz şeylerle uğraşırken yağmalanmış olursa yazıklar olsun

 

Şeytanın bayrağını yükseltme

Ey kaynaşma ve dostluk kitabından ders okuyan; ey sohbet usullerinden edep öğrenen oğul!

Sakın ha, söz taşıyıcılık yapma ve koğucuun sözüne postacı olma

Kulak kâsesine giren sözleri tellallık yaparcasına ona buna satma

Şeytanın bayrağını yükseltici olma ve insanları birbirine düşürme

Dilini sözler için bir cadde eyleme de, sana laf taşıyıcı demesinler

Bir meclisten başka bir meclise söz getirme ve ağzını emanet sandığı yap

Ağzını ve kulağını emanete sadık eyle Eğer sorsalar bile iyilikleri için inkâr et

O mânâ sultanı Peygamber Efendimiz “Lüzumsuz ve malayâni boş söz söylemeyi terketmek dinin güzelliğidir” dedi

Sohbeti başkalarına nakletmek bozgunculuk çıkarır Samimi dostlukların sebeplerine kıtlık verir

Ayrıca çekişme, bozgunculuk ve fitne koparır; hatta belki de vuruşmayı doğurur

Kimde bu sıfat yerleşmişse, o kişi sıkıntı diyarında başıboş biri haline gelir

Akranları arasında yerilir ve kötülenir olur Onun gelişini bir çok kişi uğursuzluk diye nitelendirir

Onun vardığı yerde susar konuşmazlar ve “Kendinizi kollayın münafık dedi” derler

O mânâ hırsızı ve haber casusu; sohbetin hepsini sabırsızca ve anında başkalarına aktarır Allah kimseye böyle bir huy nasip etmesin

Edep meselelerini öğreten hoca, mecliste söylenenlerin hepsine “Emanettir” dedi

Ayıp, yüzlerce ayıp ki Müslüman bir kişi, söz terazisini bozsun

 

Laf taşıyan nasıl çalışır?

Boşboğaz ve aşağılık birçok kişiler vardır ki söz taşımak için hızlı hızlı solurlar, koşarlar

Ta ki bir an önce başkalarına yetiştirmek için oturamaz ve yeni getirdiği dedikodu haberini söylemedikçe duramaz

Nefsine iki nefeslik bir zaman bile sahip olup, hiç olmazsa o meselenin açılmasını beklemeye de sabredemez

Dağarcığında her ne varsa hemen boşaltıverir Heybesinin hemen başını aşağı getiriverir

Ne duyduysa tamı tamına nakleder; hatta birazını da kendi kesesinden uydurur

Laf taşıyıcı, bir sirke tulumuna benzer ki söz taşımazsa çatlar gider

Gammaz, bedava gönüllü olarak kedere bulaşmıştır, başkasında gördüğü bir dert ile ortak olmuştur

Başkalarının sıkıntısından o zevk alır Kimde bir keder görse kendisi sevinir

Dili bir kurşun; haşin ağzı da bir tüfek Bir nefeste savaş kıvılcımları koparır

Onu ateşlemeye başladığı zaman, birini de bozgunculuk için saklar

Anlatacaklarını bitirdiği zaman artık duramaz ve hızla oradan da ayrılır

Bu sefer canını başka bir meclise atar, her ne yapıldıysa orada da satar

Böyle böyle laf taşıyarak akşama kadar bütün şehri baştan sona dolaşır

Onun huyu, âdeti ve işi budur Gece gündüz biricik düşüncesi budur

O soysuz, böyle halkın arasına düşmanlık bırakır ve o huyu; evladı ve neslinde de fasılasız devanı eder

Böylece iki topluluk sıkıntı ve üzüntüleri hedef olur Artık aralarında sulh bile olsa işin tadı kaçmıştır

Onun yaptığı bozgunculuk dillere düşer ve bu arada kendisi de satılır gider

Onun ahiretteki tek işi inleyiş ve çığlıktır Çünki Allah “Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha şiddetlidir” buyurdu Nice eşekler, nice haber ve hadiseler için ağızlarını ve kulaklarını bunlara vakfetmişlerdir

Sakın böylesi kötülüklere bulaşmayasın ki iki cihanda rahat olasın!

 

Doktorluğun ve tıbbın önemi

Ey salınan ruh gibi güzel olan oğul! Mümin olan kişiye hekimlik ile din bilgilerini öğrenmek farzdır

İlimlerin önemlileri içinde ilk sırayı tıb alır Tıb ilmini delilerden başka hiç kimse inkâr etmez

İçinde hekim olmayan bir şehirde oturmak caiz olmaz

Hangi bayındır yer ki orada tıb bilgisi yoktur; orada insanlar ölümü hak etmişlerdir

Allah, ilaç olmak üzere bitki köklerini hastalıklara bir şifa sebebi olsun diye yaratmıştır

Adına hekîm denilmeye layık, gerçek doktorlara hazık, usta hekim denir

Doktorlar, çeşitli ilimleri görmeye muhtaçtırlar ki her birinden bir parça nasip alsınlar

Hastalığı, kişinin nabzını yoklayarak anlayabilmeli ve şehadet parmağı, yoklamak suretiyle hastalık casusu olmalıdır

Tedbirlice ve denenmiş şekillerde ilaçlar vermeli ve asla cahillikle insan yaratılışını bozmamalı

Doktor, hastaya sıhhat rehberi olmalı; aksine hastalığını kuvvetlendirmemelidir

Hastalığa, kuralları ile şifa tedbiri almalı; yoksa insanları kobay olarak kullanmamalıdır

Cahillik neşterini kan dökmek için kullanmamalı ve yüce ömrün yol kesicisi olmamalıdır

Şurubu, sinir ağrılarını dindirmeli; yaratılışına zararı olan hastalıktan yok etmelidir

Tecrübesiz ve deneyimsiz bir heveskâra, gerçek doktor denmez

Kendi kendine doktorluk yapmaya kalkışan kişi doktor değil, öldürücü bir hastalıktır

Birçok acaib kişiler, tabiblik sevdasındalar ve kendi hayalleri ile doktor geçinirler

Böylesi, tıbba ait birkaç deyim öğrenmiş ve kendisini adeta Eflatun yerine koymuştur

Sokrat’ı bile kendinden küçük görür Hatta Bokrat’ı kendi talebesi kabul eder

Onun derdi ya para yahut şöhret kazanmaktır Yoksa hekimlik arada yalnızca bir vasıtadır

Bu meslek hakkında sadece sanılarıyla hareket eder, yoksa ehlinden öğrenmiş değildir Onun için cahilliğinden dolayı hastaları öldürür

Nerde bir hasta görse pervasızca hemen nabzına yapışır, tabiî tutacağı yeri bilmeden

Uzvun sertliğini yumuşaklığından bile ayıramaz; hatta vücudun kızarıklığını bile sarı sanır

İnsanı ölüm içkisiyle sarhoş eder de zavallının ömür ağacını kırıverir

İlaç şişesi görse, şarap şişesi sanır Hacamatçı kabını görse, su kâsesi sanır

İshale karşı yumuşatıcı sıvılaştırıcı ilaç ile yol açıklığı verir; kabız olanın imdadına da perhiz ile yetişir

Kara sevdaya karşı kara patlıcanı ilaç diye verir! Sarılık hastalığıyla karşılaşsa hemen kan alır!

Gerekmedikçe hiç boşuna vücudunu yorma da, bedenini deneme tahtası yapma

Gerektiği zaman da hiç geciktirmeden usta bir hekimin söyledikleri doğrultusunda çaresine bak

Üstadını bulduğunda derdinin çaresini ara Kabiliyetinin derecesini bir tart

Sancıların olmaması için sana Peygamberimizin gösterdiği doktorluk kafi Zira Peygamberimiz Muhammed Mustafa’nın hekimliği ilgilendiren tavsiyeleri şifalı bir tıbdır

Peygamber mide için “hastalıkların evi” perhiz için de “çarelerin başı”dır dedi

Bu kuralı daima göz önünde bulundur ve sakın bunların derecesini arttırma

 

Sevebilirsin...